Av. Enes Müjde
İnfaz Kanunu Madde 122: Yürürlükten Kaldırılan Hükümler ve Sonuçları
Ceza Hukuku

İnfaz Kanunu Madde 122: Yürürlükten Kaldırılan Hükümler ve Sonuçları

11 Ekim 2026·Ceza Hukuku

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 122. maddesi, kendisinden önceki temel infaz kanunu olan 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun başta olmak üzere, infaz rejimine ilişkin birçok eski düzenlemeyi yürürlükten kaldırmıştır. Bu değişiklik, Türkiye'de ceza infaz sistemini modernize ederek, hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması amacını ön plana çıkaran köklü bir dönüşümü ifade eder. Bir mahkeme kararının ardından başlayan ve cezanın nasıl çekileceğini düzenleyen infaz hukuku, bu değişiklikle birlikte yeni bir felsefeye kavuşmuştur. Bu nedenle, hem hükümlüler ve yakınları hem de genel olarak toplum için yürürlükten kaldırılan bu hükümlerin ne anlama geldiğini ve yeni sistemin neler getirdiğini anlamak büyük önem taşır.

5275 Sayılı Kanun'un Getirdiği Yeni İnfaz Rejimi

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Türk infaz hukukunda bir milat olarak kabul edilir. Bu kanunun temel amacı, eski sistemin cezalandırma odaklı yaklaşımından uzaklaşarak, hükümlünün "iyileştirilmesi" ve topluma yeniden entegre edilmesi hedefini merkeze almaktır. Yeni kanun, cezanın sadece bir tecrit ve yoksun bırakma süreci olmadığını, aynı zamanda bir eğitim, rehabilitasyon ve sosyal uyum süreci olması gerektiğini vurgular. Bu felsefe değişikliği, kanunun birçok maddesine yansımıştır.

Örneğin, hükümlülerin sınıflandırılması, risk ve ihtiyaç değerlendirmelerine dayalı bireyselleştirilmiş iyileştirme programlarının hazırlanması, psiko-sosyal yardım hizmetlerinin güçlendirilmesi gibi yenilikler bu anlayışın birer ürünüdür. Ayrıca, açık ceza infaz kurumlarına ayrılma, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme gibi kurumlar, hükümlülerin cezaevi dışındaki hayata kademeli olarak hazırlanmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Kanun, hükümlülerin eğitim ve öğretim haklarından meslek edindirme kurslarına, kütüphane ve sosyal-kültürel faaliyetlerden yararlanma imkanlarına kadar geniş bir yelpazede haklarını güvence altına almayı hedefler. Bu yaklaşım, cezanın infazının amacının sadece suçun karşılığını ödetmek değil, aynı zamanda bireyi yeniden topluma faydalı bir birey olarak kazandırmak olduğu modern ceza hukuku ilkeleriyle uyumludur.

Madde 122 ile Yürürlükten Kaldırılan Temel Kanun: 647 Sayılı Kanun

5275 sayılı Kanun'un 122. maddesi, en başta 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'u tüm ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırmıştır. Yaklaşık 40 yıl boyunca Türkiye'nin temel infaz kanunu olan 647 sayılı Kanun, kendi dönemi için önemli düzenlemeler içerse de zamanla modern infaz rejimlerinin gerisinde kalmıştı. Eski kanun, daha çok cezanın infazının disiplin ve güvenlik boyutuna odaklanıyor, hükümlünün iyileştirilmesi ve sosyal rehabilitasyonu gibi konuları ikinci planda bırakıyordu.

647 sayılı Kanun dönemindeki cezaevi tipleri, disiplin cezaları, izin hakları ve şartla salıverme (eski adıyla şartlı tahliye) koşulları, yeni kanunla birlikte önemli ölçüde değişmiştir. Örneğin, eski sistemdeki A, B, C tipi gibi sınıflandırmalar yerine, yeni sistemde yüksek güvenlikli, kapalı ve açık ceza infaz kurumları gibi daha işlevsel bir yapıya geçilmiştir. Hükümlülere verilen disiplin cezalarının türleri ve bu cezalara itiraz mekanizmaları da yeniden düzenlenerek, hak arama yolları daha etkin hale getirilmiştir. 5275 sayılı Kanun, 647 sayılı Kanun'un yanı sıra, infazla ilgili diğer kanunlardaki dağınık ve güncelliğini yitirmiş birçok hükmü de ilga ederek (kaldırarak) infaz mevzuatında bir bütünlük sağlamayı amaçlamıştır. Bu sadeleşme ve modernizasyon, hukuk uygulayıcıları için de önemli bir kolaylık getirmiştir.

Yürürlükten Kaldırma Kararının Hukuki Sonuçları ve Geçiş Hükümleri

Bir kanunun yürürlükten kaldırılması, hukukta önemli sonuçlar doğurur. Özellikle ceza ve infaz hukuku alanında, "lehe olan kanunun uygulanması" ilkesi temel bir rol oynar. Bu ilke, bir suç işlendikten sonra yürürlüğe giren yeni kanun, failin veya hükümlünün lehine (daha avantajlı) hükümler içeriyorsa, yeni kanunun uygulanmasını gerektirir. 5275 sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde, eski kanun döneminde mahkumiyet almış on binlerce hükümlünün durumu söz konusuydu. Kanun koyucu bu geçiş sürecini yönetmek için 5275 sayılı Kanun'a geçici maddeler eklemiştir.

Bu geçici maddeler, hangi hükümlünün hangi kanun hükümlerinden yararlanacağını belirlemiştir. Genel kural olarak, koşullu salıverilme, hak ederek tahliye gibi süre hesaplamalarında, hükümlünün lehine olan kanun (eski 647 veya yeni 5275) hangisi ise o uygulanmıştır. Örneğin, bir hükümlünün koşullu salıverilme oranı eski kanuna göre daha avantajlı ise, bu hakkı korunmuştur. Ancak, cezaevindeki yaşam koşulları, disiplin rejimi, eğitim ve iyileştirme faaliyetleri gibi konularda genellikle yeni kanun hükümleri derhal uygulanmaya başlanmıştır. Bu karmaşık durum, her hükümlünün dosyasının ayrı ayrı incelenmesini ve lehe olan hükümlerin tespiti için dikkatli bir hukuki değerlendirme yapılmasını gerektirmiştir. Bu süreçte İnfaz Hâkimlikleri, hükümlülerin taleplerini ve savcılıkların mütalaalarını değerlendirerek lehe kanun uygulamasında kilit rol oynamıştır.

Hükümlü ve Yakınları İçin Değişikliklerin Pratik Anlamı

İnfaz Kanunu'ndaki bu köklü değişiklik, cezaevindeki bir hükümlünün veya onu dışarıda bekleyen ailesinin hayatını doğrudan etkilemiştir. Yeni kanunla birlikte gelen iyileştirme odaklı yaklaşım, hükümlülerin cezaevinde geçirdikleri zamanı daha verimli kullanmalarına olanak tanımıştır. Örneğin, okuma-yazma bilmeyen hükümlüler için zorunlu kurslar, meslek edindirme atölyeleri ve açık öğretim programlarına katılım teşvik edilmiştir. Bu, hükümlünün tahliye sonrası iş bulma ve topluma uyum sağlama şansını artırmayı hedefler.

İletişim hakları konusunda da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Hükümlülerin aileleriyle telefonla görüşme hakları genişletilmiş, belirli koşullar altında görüntülü görüşme gibi teknolojik imkanlar da sisteme dahil edilmeye başlanmıştır. Ziyaretçi kabul kuralları, ödüllendirme sistemi ve izin hakları da daha net ve hakkaniyetli bir çerçeveye oturtulmuştur. Örneğin, Elazığ'daki bir ceza infaz kurumunda bulunan bir hükümlünün yakını, yeni düzenlemeler sayesinde ziyaret süreçleri veya hükümlünün eğitim hakkından nasıl yararlanabileceği gibi konularda daha öngörülebilir kurallarla karşılaşmaktadır. Bir hak ihlali yaşandığını düşündüğünde veya bir talebi olduğunda başvuracağı ilk merci, ceza infaz kurumunun bulunduğu yerdeki İnfaz Hâkimliği'dir. İnfaz Hâkimliği, hükümlülerin infaz sürecine ilişkin şikayet ve taleplerini karara bağlayan bir yargısal denetim makamıdır. Bu nedenle, hükümlü ve yakınlarının yeni kanunla tanınan haklarını bilmesi ve bu hakları kullanmak için doğru yollara başvurması büyük önem taşır.

Sonuç

Özetle, 5275 sayılı Kanun'un 122. maddesi, Türk infaz sistemini geçmişin cezalandırıcı yaklaşımından kopararak, hükümlüyü topluma yeniden kazandırmayı hedefleyen modern bir yapıya kavuşturmuştur. 647 sayılı eski kanun başta olmak üzere birçok düzenlemenin yürürlükten kaldırılması, mevzuatta bütünlük sağlamış ve infaz rejimini insan onuruna daha saygılı bir temele oturtmuştur. Lehe kanun ilkesi çerçevesinde yönetilen geçiş süreci, her hükümlünün durumunun özel olarak değerlendirilmesini gerektirmiştir. İnfaz hukuku, teknik ve sürekli değişen bir alan olduğundan, bu süreçte hak kaybı yaşamamak adına bir hukuk profesyonelinden destek almak faydalı olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

Yeni İnfaz Kanunu, eski kanun döneminde işlenen suçlara uygulanır mı?

Evet, uygulanabilir. Ceza ve infaz hukukunda temel bir ilke olan "lehe kanun uygulaması" gereğince, eğer yeni kanun hükümleri (örneğin koşullu salıverilme oranları) hükümlünün daha lehine ise, suç eski kanun döneminde işlenmiş olsa bile yeni kanun uygulanır. Bu durum, her hükümlünün dosyası özelinde İnfaz Hâkimliği tarafından değerlendirilir.

647 sayılı eski kanun tamamen geçersiz mi oldu?

Evet, 5275 sayılı Kanun'un 122. maddesi ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır ve artık yeni olaylara uygulanamaz. Ancak, kanun değişikliği sırasında cezaevinde bulunan hükümlüler için lehe kanun ilkesi gereği, bazı süre hesaplamalarında eski kanunun lehe olan hükümleri uygulanmaya devam etmiş olabilir. Bu, eski kanunun hala yürürlükte olduğu anlamına gelmez, sadece kazanılmış hakların korunmasıdır.

İnfaz kanunundaki bir değişiklik nedeniyle hak kaybına uğradığımı düşünüyorsam nereye başvurmalıyım?

Hükümlüler veya avukatları, infazın uygulanmasıyla ilgili her türlü işlem veya karara karşı şikayet yoluyla ceza infaz kurumunun bulunduğu yerdeki İnfaz Hâkimliği'ne başvurabilir. Örneğin, koşullu salıverilme süresinin yanlış hesaplandığını, disiplin cezasının haksız olduğunu veya bir haktan (eğitim, sağlık vb.) keyfi olarak mahrum bırakıldığını düşünen bir hükümlü bu yola başvurmalıdır.

Af kanunları ile İnfaz Kanunu'ndaki değişiklikler aynı şey midir?

Hayır, aynı şey değildir. Af kanunları, genellikle bir suçun cezasını tamamen ortadan kaldırır veya miktarını azaltır. İnfaz Kanunu'ndaki değişiklikler ise, verilen cezanın kendisini değil, o cezanın nasıl "çekileceğini" düzenleyen kuralları değiştirir. Örneğin, infaz değişikliği ile koşullu salıverilme süresi kısalabilir, ancak mahkumiyet kararı ortadan kalkmaz. Af ise mahkumiyetin sonuçlarını doğrudan etkiler.

Av. Enes Müjde

Yazan

Av. Enes Müjde

Elazığ Barosu

Bu makale yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Hukuki süreçleriniz için bir avukata danışmanız önerilir.

Hukuki Danışmanlık Alın

Hukuki süreçlerinizde profesyonel destek için bizimle iletişime geçin.

Bize Ulaşın